Yunus Emre Kısaca hayatı
Derviş Yunus , bilmem " zikri ile dolaşıp durur. Hocası Tabduk Emre 'den uzaklaşır , ne kadar uzaklaşabilir ki bir insan? Sonuçta Yaradana dönmek var ise..

Tabduk Emre?

Tapduk Emre, Yunus Emre gibi bir değerli şahsiyeti yetiştirmiştir. Bu manada o, dergâh sahibi bir pir, rehber ve mürşittir.

Tapduk Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlâna ile aynı çağda yaşamıştır. Tabduk Emre de Hacı Bektaş yolunun erenlerindendir. Tabduk Emre’ye de o, el vermiştir.

Tabduk Emre, bir 13 . yüzyıl sufisidir. Hoca Ahmet Yesevi çizgisine bağlıdır. Orta Asya’dan gelen Sinan Efendi yahut Ata Sinan isimli bir şeyh tarafından irşad edilmiştir. Anadolu’da Sakarya vadisindeki Karanlık Dere’de (Bugünkü Emrem Sultan Köyü) yaşamıştır. Alperenlerin ulularındandır. Burada bir Dergâh kurarak müritlerine bir yandan manevi eğitim vermiş, bir yandan da çiftçilik ve hayvancılık yaparak burayı üretim merkezi hâline getirmiştir.

Menkıbe, bu münasebeti şöyle izah eder: “Hacı Bektaş, bir gün kendi Dergâhı’nda büyük bir toplantı düzenler. Bu toplantıya bütün tekkelerin mürşidleri gelir fakat Tabduk Emre gelmez. Hacı Bektaş ona elçi yollayarak bu durumun sebebini sorar. Tabduk Emre, bunun üzerine Sulucakarapüyük’e gelir. Gelmeyişini “Biz perde ardından velâyeti alırken orada sizi görmedik. O makamda görmediğim birinin davetine bu yüzden gelmek istemedim”, der. Hacı Bektaş, bu açıklama üzerine ‘Velâyeti’ aldığı kimseyi tarif etmesini söyler. Tabduk Emre de “Onu görmedim. Perde arkasından el verdi. Ancak avucunun içinde yeşil bir ben vardı”, der. Hacı Bektaş, bu söz üzerine sağ elinin avucunu açar. Tabduk, Hacı Bektaş’ın avucuna bakınca ortasında o yeşil beni görür ve vecd içinde kendinden geçer. Ve size bağlandım anlamında “Tabduk…., Tabduk sultanım” diyerek Hacı Bektaş’a bağlılığını belirtir.”

Menkıbe, hadisenin sonunu şu cümle ile bağlar: “O günden sonra Tabduk Emre namı ile Sakarya havzasında bulunan kasaba ve köyleri irşada devam eder.”

Osmanlı arşiv kayıtlarında yer alan birçok belgede Tabduk Emre ve türbesi Aksaray ili Eyübeli (Ortaköy) ilçesi Oflagu (Tapduk) Köyü’nde gösterilmektedir. Bu kayıtlar 1500’lü yıllara kadar inmektedir. Bu durum Yunus Emre’nin yaşadığı bölgeye dair ciddi sonuçlar ortaya koymaktadır. Ayrıca bu bölge içerisinde Hacıbektaş-i Veli’nin türbesinin de bulunduğu nazarı dikkate alındığında, Yunus Emre’nin makamının Aksaray’da olduğunun kuvvetle muhtemel olduğu da belirtilir.

Yunus Emre İle Mevlana Karşılaşırsa

“Yunus'un Konya'da bulunduğu günlerde bir gün yine uzun uzun Mesnevi sohbeti yapılmış. Ardından da ona Mesnevi'yi nasıl bulduğu sorulmuş. Yunus cevaben “Uzun yazılmış. Ben olsaydım:”Ete kemiğe büründüm /Yunus diye göründüm”derdim olur biterdi.” demiş. 

- Şu menkıbe de Mevlâna'nın Yunus'a verdiği değeri göstermesi açısından önemlidir:

“Genç Yunus Emre, Konya günlerinde sık sık Mevlâna'nın yanına gider, bir zaman kaldıktan sonra geri döneceği zaman Mevlâna, onu kale kapısına kadar giderek uğurlarmış. Mevlâna'nın müritleri, bu duruma şaşıp kalırlarmış. Bir gün sükutu bozarak, bunun sebebini sormuşlar. O da “İlahi menzillerin hangisine çıktımsa, bir Türkmen kocasının izini önümde buldum. Onu geçemedim.” 

Bir başka menkıbe ise şöyledir:

“Yunus, Hz. Mevlâna'nın büyük oğlu Sultan Veled ile arkadaşlık etmiş, her ikisi de Mevlâna'dan ders almışlardır. Mevlâna vefat edince Yunus pek perişan olmuş, ardından içli göz yaşlan dökmüş, tesellisiz, ışıksız bir ömür sürmeğe başlamış. O günlerde Mevlâna'nın mübarek merkadi üzerine bir türbe yapılıyormuş. Yunus, İnşaatın gönüllü ırgadı olmuş, sabahtan akşama kadar omuzunda taş, tuğla taşıyarak vecd içinde çalışıyormuş. Bir seher vakti, erkenden baş mimar inşaatı kontrole gelmiş, birde ne görsün, bir işçi yerden bir tuğla alıyor ve (Allah -Hakk) diyerek yukarı fırlatıyor. Tuğla havada bir kaç devir yaptıktan sonra kubbede yerini buluyormuş. Mimar hayretler içinde kalıp biraz daha yaklaşarak: Kimsin sen? diye sormuş. Bu sırada o işçi yerden aldığı tuğlayı yukarıya fırlatmış bulunuyormuş. Fakat her ne hikmetse bu tuğla yerine varmadan yere düşüp parçalanmış. Böylece Yunus'un kerameti meydana çıkınca artık oralarda kalmayarak Konya'yı terk etmeye karar vermiş. Sultan Veled'i ziyaret edip, elini öpüp ayrılacağını bildirmiş. Sultan Veled de O'na “ Git Yunus Git... Sen artık türbe değil de gönül binaları yap, diyerek uğurlamış.” 

Bu menkıbedeki, bir yandan Yunus'un Mevlâna ile yakınlığını göstermesi, bir yandan da Sultan Veled'in, Yunus'un tarihi misyonunun farkında olan biri olarak ona “ Sen bina değil gönüller bünyâd et! Haydi yolun açık olsu,” diyerek onu irşat görevi için Konya'dan uğurlaması oldukça manidar bir hadisedir. Öyle ki bu söylencedeki uğurlama cümlesiyle Yunus'un ebedi hayat felsefesini özetleyen: “Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için/Gönüller dost evi için, gönüller yapmaya geldim”söyleyişiyle birlikte düşününce işin sır perdesi aralanmış olur.

 Mehmet Önder'in verdiği bilgilere göre 25 yaşından 33 yaşına kadar yaklaşık 8 yıl Konya'da kalan Yunus Emre, Tabduk yoluna bundan sonra düşer. Bektaşi menkıbesi onu Hacı Bektaş yurdundan Tabduk yurduna gönderse bile, Mevlevi söylencesine göre Tabduk'un yanına Konya'dan sonra gidilir. Yunus, bu gidişte bile Konya günlerini ve Mevlâna sohbetlerini unutmaz ve daha sonra Mevlâna'nın vefatı üzerine duyduğu elemi onun çevresindeki uluların da isimlerini zikrederek bir dörtlüğünde şöyle dile getirir:

”Fakih Ahmet Kutbeddin

Sultan Seyyid Necmeddin

Mevlana Celaleddin

Ol Kutb-ı Cihân kanı”

Yunus Emre Kimdir?

Yunus Emre Kimdir?

Yunus Emre 1240 yılında doğmuş 1320 yılında hayata veda etmiştir. Pek çok ünlü ozan gibi Yunus Emre’nin de yaşadığı yer tam olarak bilinmemektedir; ancak çeşitli eserlerden yola çıkarak Eskişehir ilinde bulunan Mihalıççık ilçesinin bir köyü olan Sarıköy’de yaşamını sürdürdüğü düşünülmektedir.

Yunus Emre’nin yaşamı ile ilgili kesin bilgilere ulaşılamamakla beraber, bazı rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlere göre Yunus Emre, okulda başarısız bir öğrenci olup, okumayı ve yazmayı bir türlü öğrenememektedir. Bu durumu gören babası, Yunus Emre’yi okuldan alarak, işlerin başında durmasını ve çalışmasını istemiştir. Çiftçilik yaparak, hem babasına yardım eden hem de geçimini sürdürmekte olan bu büyük ozan, Hacı Bektaş-i Veli ile tanışma şansına erişmiş ve bu tanışmanın ardından da insanların bildiği Yunus Emre olmaya, adım adım yaklaşmıştır.

Yunus Emre’nin Hacı Bektaş-i Veli ile tanışmasına bir kuraklık ve kıtlık dönemi vesile olmuştur. Yiyecek hiçbir şeyi kalmayan ailesi için, yörenin eli açık insanlarından bir tanesi olan Hacı Bektaş-i Veli’nin yanına giden Yunus Emre, kendisinden buğday ister. Hacı Bektaş-i ise; Yunus Emre’nin efendi ve saygılı halinden oldukça etkilenmiş olsa gerek ki kendisini Taptuk Emre’ye yönlendirir ve tanışmalarını sağlar.

Taptuk Emre, bir derviştir ve dergâhında pek çok kişiyi zaman zaman misafir etmektedir. Yunus Emre ise bu dergâhta odun taşıma ile görevlendirilmiştir. Yunus Emre, Taptuk Emre’nin dergâhında geçirdiği uzun zaman içerisinde kendini sevdirmiş ve dürüstlüğü ile Taptuk Emre’nin de takdirini kazanmıştır. Taptuk Emre, Yunus Emre’nin kızı ile evlenmesini ister ve dergâhta yer almaya devam etmesini söyler. Ancak, ne kadar zaman geçerse geçsin Yunus Emre, bir türlü dervişlik sıfatına ulaşamaz. Bunun üzerine, dergâhtan ayrılır ve kendi yolunda ilerler. Bu dönemde, pek çok insan ile tanışır ve aslında dergâhta ne kadar çok şey öğrendiğini anlar. Büyük ozanın şiirlerinin çoğunluğu da bu dönemde yazılmıştır. Bir bakıma Yunus Emre’nin olgunlaşma dönemi olan bu sürecin ardından, tekrar dergâha dönen Yunus Emre, ustasından özür diler ve hayatının sonuna kadar Taptuk Emre’nin yanında dergâhta yaşar.

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları